31/3/2008 - Sokağımız...
 Sokak öylece uzanırdı, hele akşamüstleri bilirsin nasıl cıvıl cıvıl olurdu. Geçen gün yine gittim oraya, evimizin olduğu sokağa. Sağdaki evi bilirsin hani üst katındaki pencerelerde kafesler vardı. Terzinin kızı bakkalı oğluyla oradan konuşurdu. Şimdi paslanmış o kafes, çiçekli o rengârenk perdeler solmuş bütün canlılık gitmiş sanki. Soldaki evde Ayşe Abla otururdu, kızı Elif bizim zamanımızda ilkokul talebesiydi. Şimdilerde evlenmiş çocuğu olmuş. Beni terzinin evini incelerken görünce hayırdır kızım kimi aradın dedi. Baktım uzun uzun; o simsiyah gözlerine bir yorgunluk çökmüş, yüzündeki çizgiler derinleşmiş ama bir huzur gelmiş hele torununu ellerinden tutup bir yürüyüşü var ki gören birlikte cennete gittiklerini sanır. Kendimi tanıtmadım, hatırlamasına gerek olduğunu düşünmedim. Bakkal Mustafa Amca’nın dükkânı da bizim gibi yenik düşenlerden, kapısına kilit vurulalı çok olmuş ama camdan hala eskisi gibi olduğu belli taburesini koymuş tam kapının karşısına sanki her şey değişecek birden bire olduğu yerden doğruluverecek izlenimi veriyor insana. Seni ilk gördüğüm yer var ya hani, Nazif Enişte’nin meyveliği ondan geriye hiçbir şey kalmamış duyduğuma göre o hayırsız torunları bir müteahhide vermiş. Yerine bir apartman yapacaklarmış. Mahallenin kadınları hala aynı yerinde bir tek yüzler değişik zamanında beraber oynadığımız çocuklar şimdilerde ellerinde örgüleri oturmuş sohbet edip kızına oğluna düğün hazırlığındalar. Biliyor musun kapının önündeki akşamsefaları hala duruyorlar. Hatırlar mısın beraber ekmiştik onları? Can suyunu beraber verip sevgimiz sürdükçe burada olsunlar demiştik. 20 yıl oluyor sen o dönülmez yolculuğa çıktığından beri ve ben 20 yıl sonra aynı yerde yanına gelmeyi bekliyorum… Esra.
|
|
Yorum (18) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/3/2008 - Ben Haklıyım Değil Mi?

Neden diye sormuştum kendime onca kez. Neden ben bu yatakhanede uyanıyorum? Neden benim annem, babam yok? Sonra kabulleniş gelmişti. O sert darbelere karşı sessiz ve tepkisiz bir kabulleniş. Aile kavramı neydi? O sokakta gördüğüm annesinin elini tutan kız mı? Yoksa babasının omuzlarında giden o küçük çocuk muydu aile? Ya da her sabah yurdun önünden yürüyerek geçen o yaşlı çift miydi? Ne kadar da zor bilmediğin bir şeyi anlatmak. Şimdilerde kolum alçıda, Ayşe ablanın söylediğine bakılırsa çok yaramazmışım. Yaramaz ne demek ki? Bizim okuldaki öğretmenimiz sınıftaki Atatürk resmini kırdığı için Ali’ye sen çok yaramaz bir çocuksun demişti ama ben hiç Atatürk resmi kırmadım ki. Geçen gün yurdun arka bahçesindeki parkta oynarken biri gelip beni itmişti, sonra onunla da yetinmeyip beni gelip salıncaktan düşürdü. Bu yüzden kolumun kırıldığını söylediler. Buradaki çocuklar çok değişik, kendinden küçükleri hep dövüyorlar. Müdüre Anne’ye o kadar söyledim ben düşmedim beni ittiler diye ama kimse yoktu ki onların beni ittiğini gören. Bazen burası benim evim diye bağırmak geliyor içimden, sonra çekiniyorum. Kimse burayı sevmiyor. Ailelerinin yanlarında olmamasının, ayda bir günlerini bile ayırıp insanların bizi ziyarete gelmemesinin, umursanmamanın acısını sanki buradan çıkartıyorlar ve ellerine geçen ilk fırsatta kaçıyorlar. Ayşe ablanın söylediğine bakılırsa buradan kaçan çocukların çok azı buraya tekrar suçsuz olarak dönerlermiş. Dışarısı uzaktan gözüktüğü gibi değilmiş. Geceleri sokaklarda adam öldürüyorlarmış, neden bir insan diğerinin öldürür ki? Biz aynı kandan aynı candan değil miyiz? Birde gündüz vakti bile hırsızlık olurmuş sokakların ortasında, neden başkasının parasına ihtiyacımız olsun? Zaten parasının ona fazla geldiğini düşünen biri kendinden daha fazla ihtiyacı olan birine yardım etmez mi? Sokakta hasta, yaşlı biri gördüğünde kafasını çevirmezler ki illa yardım ederler. Ben böyle söyledikçe Ayşe ablam acı acı gülüyor. Ama o haksız ben haklıyım değil mi?
PReNSeS
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/2/2008 - Boş Arazi...

Dışarıdan bakılınca boş bir araziydi. Otların git gide yabanileştiği, ağaçların dallarının her geçen gün daha da kırıldığı, artık çocukların bile oynamak istemediği boş bir araziydi. Oysa daha birkaç yıl öncesine kadar önünden geçenler hayran kalırdı o bahçeye. Şimdilerde arazi denilen o yer bir zamanlar bir ailenin hem evi hem de bahçesiydi hatta küçük bir seraları bile vardı. Her şey oraya bir prefabrik yapmalarıyla başladı. Söylenene göre depremde evleri hasar görmüştü ve bir süre burada yaşayacaklardı. Evlerinin dışı maviydi. Sanki mavinin enginliğini, umudunu da birlikte getirmişlerdi. Yaşlı insanları bilirsiniz, dayanamazlar boş durmaya hemen işe girişirler. İlk önce bahçedeki yabani otları temizledi sonrada çiçekler için minik bölümler oluşturdu. Bahçede zaten olan ağaçları budayıp yanlarına yenilerini dikti. Kendi arazilerinin bittiği yerde böğürtlenler başlıyordu, onlarla araziyi ayırmak için çitler yapıp torunuyla birlikte boyadı. Evlerine giden iki gidiş vardı biri alt yola açılan uzun yol biri üst yola açılan yamuk yumuk öylesine düzenlenmiş bir merdivendi. Önce merdiveni düzenledi sonrada yanına balkonlar oluşturacak biçimde çiçekler ekti. Merdivenlerin başında, yolun hemen kenarında, böğürtlenler vardı. Onları da budayarak çocuklar yiyebilsinler diye bıraktı. Bir ay sonra orası aynı yer değildi. Tamamen değişmiş, bir ev sıcaklığı gelmişti. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyada yaşayın derler ya. Onlarda sanki hiç gitmeyecekmiş gibi orada yaşadılar ama çok kısa bir süre için gelmişlerdi ve gitmeleri gerekiyordu. Geldikleri gibi hızlı gittiler. Yalnız küçük kız giderken dallarında sallandığı ağaca bir kumaş parçası bağladı. Sanki geri dönmeyi dilermiş gibi. Onlar gitti geriye sadece boş bir arazi kaldı…
PReNSeS
|
|
Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/11/2007 - Kadın...

Ağrılarla kendime geldiğimde her yer cam kırıkları ve yemek içindeydi duvarlar bile tanınmaz haldeydi. Hatırlamaya çalıştım, sanırım yine yemek yüzünden çıkmıştı kavga ve sonra her zaman ki şeyler. Nasıl geldim bu hale diye düşündüm. Bu kadar zaman, bunca yaşananlar ne değiştirmişti ki onu. Sevdiğim evlendiğim o muydu acaba? Oysa en başta her şey güzeldi. Zamanımın gençlerine göre şanslıydım dedi. Liseyi bitirmiştim hemen işe de yerleşmiştim. Hani derler ya kendim ettim kendim buldum aynen öyle işte.
İş yerinden Elif diye bir arkadaşım vardı. Kumral, renkli gözlü hoş bir kızdı. Yeni yeni bir çocukla görüşmeye başlamıştı ama yalnız olmam illa sen geleceksin diyordu hoş gelmeyeceğim desem de dinlemiyordu ya. İlk günler iyi hoş sonraları sıkılmaya başlamıştım bunu anlayan enişte bey bir arkadaşını getirmeye başladı buluşmalara onlar ikisi takılırken bizde konuşuyorduk. Yavaş yavaş dostluğumuz ilerledi. Uzun boylu, esmerdi ve ela rengi gözlere sahipti. Bir süre sonra birbirimize alıştık o sırada zaten konu aşka doğru kaymaya başlamıştı bile. Metin bir süre sonra seni seviyorum demişti. O kadar farklıydı ki evlenme teklifini bile düşünmeden kabul ettim. Aileme bunları anlattığımda karşı çıktılar. Babam beni karşısına alıp olmaz kızım, o sana göre değil serserinin teki işi gücü yok, hala ailesinin yanında buda yetmezmiş gibi hiç kimse onun hakkında iyi konuşmuyor demişti. Tabi dinleyen kim ben onunla evleneceğim diye tutturmuştum. Babam olmaz dedikçe ben olur diyordum. Sonunda babam benim rızam yoktur çok istiyorsan git evlen ama bir daha bu eve adımını atamazsın dedi. O sıralar güya çok düşündüm şimdiki aklım olsa neler yapardım…
Bayadır bu tarz bir konuya değinmek istiyordum. ancak şimdi yazabildim tabiki bu daha yazının başlangıcı seri halinde yazmayı düşünüyorum ama nekadar sürdürürüm bilemem neyse umarım begenirsiniz...
PReNSeS
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/11/2007 - Yürümek...

Gecenin ayazını suratını hissediyordum. Nedenini bilmiyordum ama bu havada bile her gece yıldızları izlemek çok ayrı bir histi. Birkaç haftadır olduğu gibi gökyüzü gene bulutsuzdu. Yıldızlardan birinin kaydığını hissettim sadece hissetmiştim görmemiştim o anda annemin bana seslendiğini duydum sanırım uzun süredir bağırıyordu. Ben onu çağrısına uyup eve girmemiştim ve tekrar annemin sesi “ Ali ! hadi eve gir üşütüp hasta olacaksın. ” ben yine eve girmek istemiyordum ama haklıydı. Yavaşça eve doğru yöneldim ve kapının önüne geldiğimde birinin gelip beni almasını bekledim. Aslında nefret ediyordum bu durumdan geri dönüp tekrar yıldızları seyredecekken ayak sesleri duydum. Beni içeri alırlarken yatak odama gitmek istediğimi söyledim. Canım yemek yemek istemiyordu. Odamda yalnız kaldıktan hemen sonra pencereye yöneldim madem gökyüzünü seyredemiyordum denizi seyredebilirdim. Cama yöneldiğimde onu gördüm sanki daha önce hiç orada değildi yada gözüme çarpmamıştı. O ağacı incelemeye başladım. Genel olarak görüldüğü gibi bir zeytin ağacıydı ama sanki rengi onlardan daha parlaktı ve kıvrımları sanki ipliklerle dokunmuş gibiydi. Yeşilin ve kahverenginin zeytin ağacıyla uyumu çok farklıydı o sırada gözüm denize kaydı her gece olduğunun aksine deniz dalgalı değil sanki sabah olmuş gibi sakin ve berraktı. Evden çıkıp denize gitmek istedim zeytin ağacına ve denize öyle bir dalmıştım ki tekerlekli sandalyede olduğumu unutmuştum. Yerimden kalkmak için hareket yaptım ve inanamıyordum. Adım attım yürüyordum hemen pencereye yöneldim. Denize baktığımda eski haliyle duruyordu ve ağaçta öyle sanki yürümemi kutluyorlardı…
PReNSeS
*30.11.2006 tarihli yazımdır...
Gecenin son saatlerinde olsada yetiştim ilk yazını ekleme kumpanyasına bu olayla Verocka'nın blogudna karşılaştım aslında ilk yazım bundan önceki blogumdaydı arayıp buldum ama pek bi anlamsız geldi ondan sonrakilerde baya depresyonikti bu sefer bu blogumda arastırdım yine bulamayınca gecen sene bu sıralar eklediğim bu yaz ilişti gözüme buarada o yazıya yapılan yorumları okudum ve çoğu yazımı yeniden gördüm. Farkettimki aradan bir yıl geçmiş ama çoğu arkadaşım ozamandan kalma tabi bende o sıralar yazabiliyormuşum neyse umarım begenirsiniz...
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/11/2007 - Neşeliyim...

Bugün çok neşeliyim. Şimdi bir neşeli oluyorum bir karamsar azıcık manik depresif halim var bu doğru ama bugün bir sürü şey öğrendim. İnsanların birbirlerine yakın olması için illa tanışmaları gerekmiyormuş. Çok sık karşılaşmasanız da her karşılaşmanızdaki o gülümseme insanları birbirine yakınlaştırırmış. Karşınızdaki kim olursa olsun gözlerinizin birbirine bakması her şeyi çözebilirmiş. Ayrıca ufak bir imge bile olsa insanı hayata bağlayabilirmiş önemli olan o imgeyi bulabilip hayata güvenle bakmakmış. Neyse ben bugün çok iyiyim inşallah hep böyle sürer…
PReNSeS
Dip Not: Üstteki dünyalar güzeli bnm yegenimdir içimden onu sizinle tanıştırmak geldi :)
|
|
Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Daha farklı...
Bağlantılar
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
• yasin simsir • blackmezig • bibis • Özkan Özdemir • ar • yinebiirgulnihal • firlamakaciklar • zuzum • polyanna • !Nc!TaNemM . • herneyse • kaansoner • gulcinkuju • acilarparki • nurunsepetindekiler • cemregumus • takibahcem • iremkiz • byuarsiyu • cetinkayamurat • yanlizlikbenimadim • mutlusuz • emelsen • kaan varol • akın yıldız • semasema • melekzeyno • neredeyim • bncem bnc • cemesmer • birmelekdile • buseyagmur • minikmine • kiremit • hvvnr2000 • nefessizlik • camomile • ilhankoruyucu • yalancayna • suleymang • oznurbursa • gkatekana • seyyahdergi • depresyonikmanyak • quilla • Aydin MERT • < Çocuk > .. • beyazgelinciik • nehece • mai siyah • guzelyazi • leti • kanatsizmelekk • emelirem • hobilendik • alarga • gezenti • gecerkenugradim • nerdesinsevgili • umutmavisi • 4xmevsim • smartdundar • yanlizsair • imbirgaripsinbirgaripler • magicdesignhayaleturet • aylinkircali • unutus • elifdunya • tukarikashi • pinar83 • tuensse • titicaca • herbalifem7 • canokurban • huseyinizgi1984 • dalyadombik
|