12/2/2008 - Boş Arazi...

Dışarıdan bakılınca boş bir araziydi. Otların git gide yabanileştiği, ağaçların dallarının her geçen gün daha da kırıldığı, artık çocukların bile oynamak istemediği boş bir araziydi. Oysa daha birkaç yıl öncesine kadar önünden geçenler hayran kalırdı o bahçeye. Şimdilerde arazi denilen o yer bir zamanlar bir ailenin hem evi hem de bahçesiydi hatta küçük bir seraları bile vardı. Her şey oraya bir prefabrik yapmalarıyla başladı. Söylenene göre depremde evleri hasar görmüştü ve bir süre burada yaşayacaklardı. Evlerinin dışı maviydi. Sanki mavinin enginliğini, umudunu da birlikte getirmişlerdi. Yaşlı insanları bilirsiniz, dayanamazlar boş durmaya hemen işe girişirler. İlk önce bahçedeki yabani otları temizledi sonrada çiçekler için minik bölümler oluşturdu. Bahçede zaten olan ağaçları budayıp yanlarına yenilerini dikti. Kendi arazilerinin bittiği yerde böğürtlenler başlıyordu, onlarla araziyi ayırmak için çitler yapıp torunuyla birlikte boyadı. Evlerine giden iki gidiş vardı biri alt yola açılan uzun yol biri üst yola açılan yamuk yumuk öylesine düzenlenmiş bir merdivendi. Önce merdiveni düzenledi sonrada yanına balkonlar oluşturacak biçimde çiçekler ekti. Merdivenlerin başında, yolun hemen kenarında, böğürtlenler vardı. Onları da budayarak çocuklar yiyebilsinler diye bıraktı. Bir ay sonra orası aynı yer değildi. Tamamen değişmiş, bir ev sıcaklığı gelmişti. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyada yaşayın derler ya. Onlarda sanki hiç gitmeyecekmiş gibi orada yaşadılar ama çok kısa bir süre için gelmişlerdi ve gitmeleri gerekiyordu. Geldikleri gibi hızlı gittiler. Yalnız küçük kız giderken dallarında sallandığı ağaca bir kumaş parçası bağladı. Sanki geri dönmeyi dilermiş gibi. Onlar gitti geriye sadece boş bir arazi kaldı…
PReNSeS
|